ÜÇÜNCÜ KİŞİLERİN GİRDİĞİ İLİŞKİLER: BAZEN TARTIŞTIĞIMIZ EŞİMİZ OLMUYOR…
İnsan sevdiği biri ile tartışınca ilk kimi arar? Annesini mi? Babasını mı? En yakın arkadaşını mı? Bir ilişki iki kişiyle başlar. Sonra ilk tartışma! Ve fark etmeden o ilişkinin içine üçüncü kişiler girmeye başlar.
Anne…
Baba…
Kardeş…
Arkadaş…
Hatta bazen sosyal medya bile…
Tartışma sonrası neden başkalarını ararız?
Farkında olmadan tartıştığın an birilerini arayıp anlatmak, yardım istemek evet çok insani. Çünkü o an canın yanıyor, anlaşılmak istiyorsun. Haklı olup olmadığını bilmeye ihtiyaç duyuyorsun. O yüzden de ilk refleks olarak annemizi, babamızı, kardeşimizi ya da en yakın arkadaşımızı arıyoruz. Çünkü o an yalnız kalmak istemiyoruz. Bizi gören birine ihtiyaç duyuyoruz.
Farkındasızca bunun ben de normal olduğunu düşünen insanlardan biriydim. Yaşadığım her kırgınlığı, her tartışmayı, her hayal kırıklığını en ince ayrıntısına kadar anlattım. Karşı tarafın söylediği cümleleri, yüz ifadesini, ses tonunu… Sanki ben ne kadar detay verirsem, karşımdaki beni o kadar iyi anlayacak ve içimdeki yük hafifleyecekti.
Anlatmak aslında rahatlatır mı?
Bir süre gerçekten hafiflediğimi hissettim. Öyle sandım. Sonra acı verici bir şey fark ettim, ben hafiflediğimi düşünürken ilişkim ağırlaşıyordu.
Çünkü ben ertesi gün o insanla konuşabiliyordum. Barışabiliyordum. Affedebiliyordum. Ama anlattığım insanlar o tartışmayı benim yaşadığım gibi yaşamıyorlardı. Onlar sadece benim canımın yandığı kısmı görüyorlar, dinliyorlardır. Sevdiğim insanın sadece en kötü anına şahit oluyorlardı.
Ben ilişkiye geri dönüyordum fakat annemin zihninde o insan hala beni kıran kişi olarak kalıyordu. Arkadaşım hala ona öfkeliydi. Kardeşim hala mesafeliydi. Böyle olunca da şunu fark ettim; bir ilişkiyi tartışmalar değil, mahremiyetini kaybetmesi yoruyor.
Her şeyi içimize mi atmalıyız? - önemli bir not
Burada yanlış anlaşılmak istemem. Elbette her şeyi kendi içimize atalım demiyorum. Bazı yaşanılanlar gerçekten tek başına taşınacak gibi değildir. Fiziksel şiddet varsa, psikolojik şiddet varsa, manipülasyon varsa, güvenliğin tehlikedeyse elbette destek alınmalıdır. Hatta yalnız kalmamak gerekir. Böyle durumlarda aileden, güvendiğin kişilerden, profesyonel bir uzman ve ilgili bir kurumdan destek istemek çok kıymetlidir.
Bunların dışında kalan birçok tartışmada dönüp kendimize şu soruyu sorsak:
Ben gerçekten destek mi arıyorum, yoksa haklı çıkmaya mı ihtiyaç duyuyorum?
Bu soruya dürüstçe verdiğim cevap benim için sarsıcı oldu. Çünkü çözüm aramıyormuşum. Onay arıyormuşum. Birisi bana ‘Sen haklısın.’ Dediğinde içimdeki acının dineceğini sanıyormuşum.
Tabi öylece kalmadı bende, daha derine indim.
Peki neden haklı çıkmaya bu kadar ihtiyaç duyuyorum?
Neden biri bana ‘Haklısın’ demediğinde kendimi güvende hissetmiyorum?
Mesele ilişki mi, çocukluk mu?
İşte burada ilişkinin dışına çıktığımı fark ettim. Artık mesele partnerim değildi. Mesele çocukluğumdu. Çünkü çocukken canım yandığında da bir yetişkinin beni görmesine ihtiyaç duyuyordum.
Belki o gün tartıştıktan sonra eşimden önce bir başkasına koşmamın sebebi buydu. Eşimden önce anneme gidiyordum, eşimden önce arkadaşımı arıyordum. Çünkü o an konuşan yetişkin yanım olmuyordu. İçimde korunmak isteyen küçük çocuktu.
Aileler neden tarafsız kalamaz?
Bir anne çocuğunun canının yandığını duyduğunda objektif kalabilir mi?
Çok zor. O, ilişkiye dışarıdan bakmıyor. Evladının acısının gözünden bakıyor. Dolayısıyla tarafsız olmasını beklemek de çok gerçekçi değil. Bazen çiftler iki gün sonra barışıyorlar, aileler o kırgınlığı yıllarca taşıyor ve herhangi bir tartışma sonrası ‘Siz zaten bir şeyi halledemediniz!’ diye laf arasına kırgın cümleler karışıyor.
Çünkü ilişkinin tamamını yaşayan onlar değil. Sadece anlattığımız yeri biliyorlar. Ve aklıma şu soru geliyor: Mahremiyet nedir?
Mahremiyet sadece özel hayatını gizlemek değil, mahremiyet sevdiğin insanın en kötü halini insanlar önüne sermemekmiş. Hepimizin kötü halleri var.
Öfkelendiğimiz,
Yanlış anladığımız…
Kırdığımız,
Kırıldığımız…
Sabırsızlaştığımız,
Kontrolümüzü kaybettiğimiz anlar var.
Bir insanı sadece o anlardan ibaret anlatmaya başladığımızda, onun bütünlüğünü de elimizden alıyoruz.
En büyük cesaret telefonu elimize almadan önce, derin bir nefes alıp şu cümleyi kurmaktır belki : “ Önce bunu onunla konuşacağım.”
Bu zayıflıktan değil, yetişkin olmanın sorumluluğu.
Çünkü ilişkinin güveni, tartışmamakla değil; tartışma olsa da birbirini başkalarının önüne bırakmamakla büyüyor.
Sevgi, sadece güzel günlerde birbirini sevmek değil ki. Sevgi bazen öfkeli olduğun anda bile karşındaki insanın onurunu koruyabilmek.
Yetişkin bir ilişki nasıl kurulur?
Yetişkin halinle bir ilişki yaşamak tam da bu noktada başlamaz mı?
Kırıldığında hemen ailene koşmak yerine önce partnerine dönebiliyorsan…
Haklı çıkmaktan çok anlamayı seçebiliyorsan…
Öfken geçtikten sonra söylediklerinin ilişkin üzerinde nasıl bir iz bırakacağını düşünebiliyorsan…
İşte o zaman sadece bir ilişki yaşamıyorsun. Aynı zamanda kendi çocukluğunun bıraktığı izleri de dönüştürmeye başlıyorsun.
Büyümek ; tartışmamayı öğrenmek değil, tartışmanın içinde bile ilişkiyi koruyabilecek kadar duygusal olarak olgunlaşabilmek…
Merve Arslan
Aile Danışmanı & Eğitmen

Seans Odası Notu
Psikolojik Danışman M. Furkan Kıroğlu Değerlendiriyor:
Günümüz toplumunda gerek sosyolojik sebeplerden gerekse sosyal medyanın etkisiyle aile mahremiyetinden çok uzak kalındı. Çekirdek ailelerde yaşanan sorunlar kişilerin köken ailesinde konuşulmaya başlandı. Ailenin kendi içinde çözmesi gereken meselelere başka kişilerin karıştığı bir zaman diliminde yaşıyoruz. Bu durumlar bırakın meselenin çözüme kavuşmasını olayı daha da karmaşık hale getirmeye sebep olmakta, ilişkileri de yıpratan bir mesele haline getirmektedir. Eskilerin güzel bir sözü vardır. “Kol kırılır yen içinde kalır.” Yani aile içinde veya dostunuzla yaşadığınız bir mesele aranızda kalır demek.
Eşimizle aramızda yaşanan sorunları bir sarılmayla unutabiliriz. Ancak bunu anlattığımız kişi bu sorunu unutmaz. Siz çoktan sarılmış ve barışmışsınızdır ancak o kişinin zihninde hala aranızda sorun vardır. Bir diğer mesele akrabalık ilişkisinin tarafsız olmanın önüne geçmesi. Olayı anlattığınız kişi size ne kadar yakınsa olayla ilgili o kadar taraflı davranır. Bu durum siz haklı olmasanız bile “haklı” hissetmenize yol açar. Haklı hisseden özür bekler, yanaşmaz veya uzak durur. Hâlbuki olayda sorumluluğun çoğunluğu sizdeydi. Ancak paylaşım yaptığınız kişi size hak verdi ve destek sundu. Sonuç mesafeli ilişkiler… Burada kritik öneme sahip bir nokta var. Aile fertlerinin birinde özellikle alkol, kumar veya uyuşturucu bağımlılığı varsa, fiziksel şiddet veya istismar gibi insani hak ihlali söz konusuysa, kronik devam eden ilişki problemi varsa bu meselelerde mahreme bakılmaz. Olay gizli tutulmaz ve gereken noktalardan profesyonel veya adli destek alınır. Çünkü burada amaç başka insanların da zarar görmesini engellemektir. Kumar bağımlısı olan birinin çevresine haber vermek ve bu kişiye nakit akışını kesmek ona yapılacak en büyük iyilik olacaktır. Dolayısıyla burada ayrım yaparak destek almamız gereken bir nokta var mı diye sorgulamakta fayda var. Bu sorgulama yapıldıktan sonra konunun mahremde mi kalması gerektiği yoksa destek alınabilecek yerlere başvurmak mı gerektiği sarih şekilde belli olacaktır.
Aile danışmalığı sürecinde birçok çift sorunlarını başlarda bana anlatır. Danışmanlık süreci ilerledikçe birbirlerine döndüklerini ve konuştuklarını gözlemlerim. Birbiriyle konuşabilen iki kişinin üçüncü kişiye ihtiyacı yoktur. Dikkat edin iletişim ne zaman koparsa üçüncü kişiler bu zamanlarda daha çok dâhil olurlar. Hülasa eşimizle veya dostumuzla bir sorun olduğunda ona saygı duymanın bir belirtisi olarak önceliği ona verelim. Sorun düzelmiyorsa ve kronik devam ediyorsa destek alalım. Aile mahremiyetimizi koruyabildiğimiz nice sağlıklı günlere…
M. Furkan KIROĞLU
Psikoloijk Danışman/ Aile Danışmanı



Yorumlar