top of page

ONAY AÇLIĞI Başkalarının Gözündeki ‘Ben’den Özgürleşmek

  • 9 Haz
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 30 Haz


Bazı anlarda fark etmeden kendimi başkalarının gözünden yaşamaya başladığımı görüyorum.

Ne söylersem nasıl karşılanır, nasıl görünürsem daha çok kabul edilirim, ne yaparsam daha

çok sevilirim… Bu soruların içinde kayboldukça kendi sesim biraz daha kısılıyor. Ve bir

noktadan sonra da şunu fark ediyorum; ben kendim olmak için değil onaylanmak için

yaşıyorum.

Tasavvufta bir söz vardır: ‘Halkın rızasını ararsan yorulursun; Hakk'ın rızasını ararsan

huzur bulursun.’ Bu sözü ilk duyduğumda ağır geldi. Onay görmek kötü bir şey değil.

Hepimiz görülmek, anlaşılmak, kabul edilmek isteriz. Bu çok insani. Mesele şu, eğer

kendimle kurduğum bağ başkalarının bana verdiği onaya bağlıysa, o zaman içimde sürekli bir

eksiklik hissi oluşuyor. Çünkü dışarıdan gelen hiçbir şey kalıcı değil. Bugün var yarın yok.

Bunu göremedikçe ben hep kendimi ispatlamak zorunda hissediyorum.

Bir hikaye geliyor aklıma. Bir gün bir yolcu bir hocaya sorar:

‘İnsanların benim hakkımda ne düşündüğünü çok önemsiyorum, bundan nasıl kurtulurum?’

Hocası der ki: ‘Bir gün seni övecekler, bir gün seni yerip geçecekler. Sen hangisisin?’

Şöyle bir duruyorum bu hikayeyi düşününce. Ben de çoğu zaman ya övüldüğüm halime

tutunuyorum ya da eleştirildiğimde kendimden şüphe ediyorum. Oysa ikisi de geçici. Ve ben

ikisinden de ibaret değilim.

Onay açlığı tam da bu noktada başlıyor. Kendimi olduğum gibi hissetmek yerine, başkalarının

bana verdiği geri bildirimlerle kim olduğumu anlamaya çalışıyorum. Bu da beni sürekli bir

arayışın içinde döndürüp duruyor. Bir şeyleri doğru yaparsam sevileceğim, yanlış yaparsam

değerimi kaybedeceğim gibi bir inançla yaşıyorum. Halbuki ben kendime yabancıysam

dışarıdan gelen hiçbir onay beni gerçekten doyuramaz. Çünkü ben kim olduğumu

bilmiyorsam, bana söylenen hiçbir şey yerini bulmaz. Ama kendime yaklaştıkça, kendi

duygularımı, ihtiyaçlarımı, sınırlarımı gördükçe dışarıdan gelen seslerin kuvveti de etkisi de

yavaş yavaş azalıyor.

Bu bir anda olmuyor. Ama küçük küçük yerlerden başlıyor.

Bir yerde istemediğim bir şeye ‘hayır’ diyebilmekle,

Bir duygumu bastırmadan kabul edebilmekle,

Kendimi ifade ederken sesimin titremesine rağmen geri çekilmemekle…

Tasavvufta ‘riya’ diye bir kavram vardır. Ahlaki bir terimdir. Riya; başkalarının gözü için

yaşamak. Bu gaflete ben de düşmüşüm. Sadece davranışlarımda değil, hislerimde bile

başkalarına göre şekillenmeye başlamışım. İşte bu noktada kendime dur ve kendine dön

diyebildim.

Özgürleşmek demek kimsenin beni eleştirmemesi değil.

Özgürleşmek eleştirildiğimde de kendimde, kendimle kalabilmek.


Onay açlığından çıkmak, kendini tamamen dış dünyadan koparmak değil. Ama merkezini

değiştirmek. Dışarıdan içeriye gelmek. Başkalarının gözündeki ‘ben’den, kendi içimde

hissettiğim ‘ben’ geçmek.

Belki de mesele şu:

Ben kendimi nereden görüyorum?

Dışarıdan mı, içeriden mi?

Çünkü ben kendime içeriden bakmaya başladıkça dışarıdaki bakışlar anlamını kaybetmiyor

fakat ağırlığını tamamen yok ediyor. Ve ben yavaş yavaş, sindirerek şunu öğreniyorum:

Kendin olmak için kimseden izin almama gerek yok.

Bu kolay değil. Ama mümkün. Çünkü insan kendine döndükçe, zaten yeterli ve değerli

olduğunu görmeye başlıyor.


Merve Arslan

David Icke: " İnsanların içinde yaşadığı en büyük hapishane, başkalarının ne düşüneceği korkusudur.''
David Icke: " İnsanların içinde yaşadığı en büyük hapishane, başkalarının ne düşüneceği korkusudur.''

Seans Odası Notu

Psikolojik Danışman M. Furkan Kıroğlu Değerlendiriyor:

Onay ihtiyacı çok eskilere dayanan temel bir ihtiyaç aslında. Baktığımızda bazı

kuramlarda bunun ilkokul ve ortaokul dönemlerine rast geldiğini görebiliriz. O yaşlarda onay alma ihtiyacı karşılanmamış birisi hayatı boyunca onay arayan davranışlarla bunu kapatmaya çalışabilir. Tabiki burada birden fazla paradigma var. İlk işimiz onay ihtiyacımızı fark etmek. Sonrasında bunu yetişkin dünyasına uygun şekilde revize etmek. Çünkü bu yaradılış kodlarımızda “Allah’ın razı olduğu kul olabilme” şeklinde mevcut. Çünkü çocuk dünyasında onay alma insana yönelikken yetişkin dünyasında onay varoluşsaldır. Yani onaylanma içseldir, dışsal değildir. Mesela bir ressam eserinin karşısına geçip eseri kimse görmese bile “Ne kadar güzel oldu?” diyebilmesidir. Özetle biz bu onay ihtiyacının hala çocuk formunu kullanıp etrafımızda olan insanlardan mı onay bekliyoruz yoksa kendi değerlerimize göre dönüştürdük mü? İlk adım bu soruyu sorarak başlayabiliriz. Sonrası ise bilişsel anlamda farkındalıktan sonra işi davranışa dökmek.


M. Furkan KIROĞLU


Yorumlar


Çalışma Saatleri

Salı - Cum: 09.00 - 19.00

Cmt: 09.00 - 16.00

Pzt - Pazar: Kapalı

İletişim:

E-posta: kalemdenfarkindalik@gmail.com
  • Instagram
  • LinkedIn
  • LinkedIn
  • YouTube
  • Spotify

Buradasınız. Sizi dinlemek ve alanınıza eşlik etmek için sabırsızlanıyoruz. Doğru şekilde dönüş yapabilmemiz için iletişim bilgilerinizi bırakır mısınız?

Hangi alanımızda aktif temas kurmak istersiniz?

© 2026, KALEMDEN FARKINDALIK, Aile Danışmanlığı & Psikolojik Farkındalık Platformu. 

bottom of page