BEDENİN DİLİ SOMATİK AĞRILARIN ARDINDAKİ DUYGUSAL YÜKLER
- 9 Haz
- 3 dakikada okunur
Bazen bedenimizdeki ağrılara hiçbir tıbbi sebep bulunamaz fakat ağrı çok
gerçektir. Boynumuz tutulur, omuzlarımız gerginleşir, ağırlaşır, midemiz
sıkışır… Ve çoğu zaman bu ağrıları ‘geçer’ diye erteleriz. Oysa beden, çoğu
zaman zihnin susturduğunu konuşur. Çünkü ifade edemediklerimiz,
göremediklerimiz, bastırdıklarımız ve sindiremediklerimiz bir yerde kendine
alan bulur; bedende!
Somatik ağrılar, yani fiziksel olarak nedeni tam olarak açıklanamayan beden
ağrıları, aslında duygusal yüklerin dışa vurumudur. İçimizde kalmış bir öfke,
söylenememiş bir söz, tutulmuş bir yas ya da kabul edilememiş bir gerçek…
Hepsi zamanla bedenin bir yerinde kendine yer açar, görülmek ister, çöz beni
özgür bırak beni der. Ve biz o ağrıyı sadece kasla, kemikle açıklamaya çalıştıkça
aslında hikayenin yarısını kaçırırız.
Beden çok dürüsttür. Zihin inkar edebilir, sebepler bulur bize, mantıklı
açıklamalar üretebilir ama beden doğrudan konuşur. Örneğin sürekli sırt ağrısı
yaşayan biri, belki de hayatın yükünü tek başına taşımaya çalışıyordur. Boğazda
düğümlenme yaşayan birindeki o his belki de ifade edilemeyen duyguların
yansımasıdır. Mide problemleri belki sindiremediğimiz olayların,
kabullenemediğimiz durumların bir işareti olabilir.
Sindirmek sadece fiziksel bir süreç değil duygusal olarak da yaşadıklarımızı
anlamlandırmak, kabul etmek ve içimizde yerli yerine koymak demek. Ama biz
çoğu zaman buna alan tanımıyoruz. Hızlı geçiyoruz, bastırıyoruz, yok sayıyoruz.
Çünkü hissetmek bazen zor geliyor. Yüzleşmek ağır gelirken bazen acı veriyor.
Ama hissetmediklerimiz, yüzleşmediklerimiz böyle olunca yok olmuyor,
kaybolmuyor sadece şekil değiştiriyor.
Peki bedenin dilini nasıl anlarız?
Öncelikle durarak. Kendimize gerçekten şu soruyu sorarak: ‘Ben şu an ne
hissediyorum?’ Ve belki daha da önemlisi ‘Bu his bana ne anlatmaya çalışıyor?’
Ağrıyı susturmaya çalışmak yerine, onunla temas kurmak. Onu bir düşman gibi
değil bir haberci gibi görmek.
Somatik farkındalık dediğimiz şey tam da burada başlıyor. Bedeni dinlemek,
onun verdiği sinyalleri ciddiye almak, o sinyalleri okumak ve duygusal
dünyamızla bağ kurmak. Bu bir anda çözülen bir süreç değil. Fakat her bir fark
ediş içsel bir çözülmeye alan açar.
Kendimize şefkatle yaklaşmakta bu sürecin önemli bir parçası. Çünkü çoğu
zaman kendimize ‘abartıyorsun’ ‘bu kadar da değil’ ‘yok bir şey geçer’ diyerek
bastırıyoruz, bir ağrı kesici alıp geçiyoruz. Oysa hissettiğimiz her şey, bizim için
gerçektir. Ve beden bu gerçeği taşımaya çalışırken yorulur. Belki de mesela
ağrıyı geçirmek değil, onu anlamak. Çünkü bazen bir ağrı geçmeden önce
görülmek ister. Duyulmak ister. Biz onu gerçekten dinlediğimizde, sadece
bedenimiz değil iç dünyamızda hafiflemeye başlar.
Bedenin dili sessiz ama derindir. Onu duymak, kendimizi duymaktır. Ve belki de
en çok ihtiyacımız olan şey budur: Kendimizle yeniden temas kurabilmek.
Kendinle olan tam da bu temasın içinde, fark etmeden daha derin bir kapı
aralanır. Çünkü insan kendine gerçekten yaklaştığında, sadece bedenini ya da
duygularını değil varoluşunu da hissetmeye başlar. Somatik ağrı denilen o
duygusal yüklerin ardındakileri görmeye başlayınca insan ve kendine sorunca
‘ben şu an ne hissediyorum?’ diye, artık o bir soru bir yerden sonra sadece bir
duyguya değil, o duygunun geldiği kaynağa yöneltir insanı.
‘Kendini bilen, Rabbini bilir.’ Cümlesini bu araya sıkıştırmak istiyorum. Çünkü
kendini bilmek, sadece zihinsel bir farkındalık değil, bedeninle, duygularınla ve
içinden geçen her şeyle temas halinde olmaktır. İçinde olanı yargılamadan
görebildiğinde aslında onun senden ayrı olmadığını ama sadece sana ait de
olmadığını fark edersin.
Hissettiğin, taşıdığın, ifade edemediğin her şey…
Bir yönüyle sana aitken; bir yönüyle senden geçendir.
Bu bakış açısıyla somatik ağrılar da başka bir yere oturur. Artık sadece
çözülmesi gereken bir problem değil, seni sana anlatan, seni kendine yaklaştıran
bir işaret olur. Bedenin sana yalnızca ‘ağrıyorum’ demez. Bazen ‘buraya bak’,
‘burada kal’, bunu gör’ der.
Ve sen gerçekten dinlemeye başladığında, o ağrının altında sadece bir gerginlik
değil, görülmek isteyen bir duygu, kabul edilmek isteyen bir parça olduğunu
fark edersin.
Belki de o an şunu hissedersin: ‘hissettiğim de, taşıdığım da, fark ettiğim de…
bir bütünün içinden geçiyor.’
Bu bütünsellik hissi geldikçe, insanın kendisiyle olan mücadelesi yavaş yavaş
çözülmeye başlar. Artık savaşmak yerine anlamaya, bastırmak yerine görmeye,
kontrol etmek yerine teslim olmaya yaklaşır.
Ve belki de iyileşme tam olarak burada başlar. Sadece bedenin hafiflemesiyle
değil, insanın kendini ayrı ayrı parçalar gibi değil, bir bütün olarak
hissetmesiyle…
Merve ARSLAN

Seans Odası Notu
Psikolojik Danışman M. Furkan Kıroğlu Değerlendiriyor:
'Beden ruh ilişkisi yadsınamaz(inkar edilemez) bir gerçektir. Literatüre
baktığımızda bunla ilişkili Dsm-5’te Somatik Belirti ve İlişkili Bozukluklar
başlığı altında yaşanan psikolojik problemlerin bedensel belirtilerinin
isimlendirilmesine yönelik tanılar görebiliyoruz. Hayatımızda stres faktörü
arttığında mide-sindirim problemleri yaşamak veya yas sürecinde olanların
dikkatlerinin azalması gibi birçok noktada beden ruh ilişkisini görebiliriz.
Dolayısıyla ruhsal bozuklukların tedavisinde de bedensel aktiviteye dayanan
yöntemlere şahit olabiliyoruz. (Depresyon hastalarına 25 dk yürüyüş vb.)
Şayet bedenimizde fiziksel kaynaklı olmayan ağrılar(kronik baş ve sırt ağrıları,
mide-sindirim problemleri vb.) varsa bunun psikolojik kökenli olabileceğini
unutmamalıyız. Nasıl ki bedende oluşan bir şey için destek arıyorsak ruhumuzu
onarmak için de mutlaka destek almalıyız.'
M. Furkan KIROĞLU




Yorumlar