top of page

YAZ BİTTİ, SINIRLAR GERİ GELİYOR: ÇOCUĞUNUZLA GÜÇ SAVAŞINA GİRMEDEN RUTİNE DÖNMEK

7 gün önce
7 dakikada okunur

-Yaz bitti, kuralları yeniden koyun. Gibi bir yerden başlamıyorum yazıma. Çünkü burada ebeveynlerin asıl zorlandıkları şeyin çoğu zaman kural koymak değil, kural koyarken çocuğuyla arasındaki bağı kaybetmekten korkmaları olduğunu düşünüyorum.

Yazın bazı şeyler kabul edelim gevşiyor.

Uyku saatleri biraz kayıyor, kahvaltı belki geç yapılıyor, ekran süresi uzuyor. Akşamları “Biraz daha oturalım.” Deniliyor. Belki de evde kuralların bazıları birkaç aylığına rafa kaldırılıyor.

Çocuk tatilde. Ebeveyn de biraz tatilde. Ki zaten bunun kötü bir şey olduğunu düşünmüyorum. Çocukların da yetişkinlerin de rutinden uzaklaşmaya, esnemeye, spontane olmaya ihtiyacı var.

Sadece bir süre takvim değişiyor. Okullar açılıyor. Alarmlar yeniden kuruluyor. Çanta hazırlanıyor, uyku saati daha erkene çekiliyor. Ekran sınırları yeniden konuşuluyor. Ve evin içinde bir anda bir gerilim başlayabiliyor.

-        Artık yatman gerekiyor.

-        Hayır!

-        Sabah erken kalkacaksın.

-        Daha uykum gelmedi.

-        Tableti kapat.

-        Biraz daha oynayacağım.

-        Hayır, dedim!

Ve bir süre sonra konu tablet olmaktan, uyku olmaktan, sabah hazırlığından çıkıyor. Kimin sözünün geçeceği meselesine dönüşüyor.

Bu nedenle bu nokta ebeveynin dönüp kendisine bakması gereken bir an. Çünkü bu durumda oluşan noktada çok ince bir çizgi var; sınır koymak ile güç savaşına girmek aynı şey değil.


Çocuk Neden Rutine Dönerken Bu Kadar Direnir?


Çocuğun davranışı rutine dönme aşamasında yalnızca ‘inat’ olarak okumak çok kolay gelir.

“Beni dinlemiyor.”

“Ne söylesem karşı çıkıyor.”

“Her şeyi problem ediyor.” Gibi cümleler geçebilir.

Ama çocuğun davranışının altında başka bir şey de olabilir. Çünkü çocuk için rutin yalnızca saatlerden ibaret değildir. Rutin, öngürülebilirliktir bana göre. Şimdi ne olacak, sonra ne olacak, ne zaman oyun oynayacağım, ne zaman uyuyacağım, annem ne zaman benden bir şey isteyecek… Çocuk için dünya ne kadar öngürebilir olursa kendisini o kadar güvende hissetmesi de kolaylaşır. Güvende hisseden bir birey karşılaştığı yeniliklere de daha kolay adapte olabilir. Yaz boyunca sınırlar esnediyse, şimdi yeniden düzen kurmak çocuğun alıştığı akışı değiştirmek anlamına gelir. Ve değişim her zaman kolay kabul edilmeyebilir.

Özellikle küçük çocuklarda henüz gelişmekte olan dürtü kontrolü, zaman algısı ve duygusal düzenleme becerileri nedeniyle “Hayır, istemiyorum!” demek, yetişkinin gözünde basit bir itiraz gibi gözükse de çocuk açısından oldukça yoğun bir duygunun ifadesi olabilir.

Bazen “Uyumak istemiyorum.” Cümlesinin altında gerçekten uyumak istememek vardır. Ama bazen de:

-        “Oyunum bitsin istemiyorum.”

-        “Günü bitirmek istemiyorum.”

-        “Kontrolün bende olmasını istiyorum.”

-        “Bana ne olacağını önceden söyle, güvende hissetmek istiyorum.”

-        “Beni anlamanı istiyorum.”

Vardır. Çocuğun davranışını anlamaya çalışmak, davranışı kabul etmek anlamına gelmez. Bence ebeveynliğin en zor ama en kıymetli taraflarından biri tam burada başlıyor: Duyguyu kabul edip davranışa sınır koyabilmek.


Sınır Koymak Başka, Güç Savaşı Başka


“Uyumak istemediğini anlıyorum, oynamaya devam etmek istiyorsun. Ama şimdi uyku zamanı.”

Bu bir sınırdır.

“Kaç kere söyleyeceğim sana? Ben ne diyorsam o olacak!”

Bu ise bir güç mücadelesinin başlangıç cümlesidir.

Aradaki fark tabiki yalnızca kullanılan kelimeler değildir. Ebeveynin içindeki yer de değişir. İlkinde ebeveyn şunu söyler: “Sen istemesen de bu sınırı koruyabilirim.” İkincisinde ise bazen şu gizli ihtiyaç devreye girer: “Beni dinlemelisin ki kendimi yeterli ebeveyn hissedeyim.”

İşte bu ayrım çok önemlidir. Çünkü çocuk sınırı test ettiğinde ebeveyn de kendisini test edilmiş gibi hissedebilir. Beni ciddiye almıyor, beni dinlemiyor, sözümü geçiremiyorum, böyle giderse beni hiç dinlemeyecek… Ebeveynin kaygısı da bu durumda otomatik olarak yükselir. Bu kaygı yükseldikçe de çocuk daha fazla direnebilir. Çocuk direndikçe de ebeveyn daha fazla kontrol etmeye çalışabilir. Ve bir süre sonra ortaya şu döngü çıkar:

Çocuğun direnci--Ebeveynin kontrolü--Çocuğun daha fazla direnci--Ebeveynin daha sertleşmesi

İşte güç savaşı tam olarak burada büyür.


Çocuğa Sınır Koyarken Onunla Bağınızı Kaybetmek Zorunda Değilsiniz


Bence ebeveynlerin en çok korktukları şeylerden biri bu. Hayır dersem üzülür, çok sert olursam benden uzaklaşır, onu ağlatmak istemiyorum… Bu yüzden sınır koymaktan bazen vazgeçiyoruz. Bazen de tam tersine sınır koymakta zorlandığımız için bir anda çok sertleşiyoruz.

Oysa çocuğun her istediğini yapmak güvenli bir ilişki kurmak olmadığı gibi, her itirazını bastırmak da sınır koymak değildir.

Çocuğun hem sevildiğini hem de sınırların olduğunu bilmeye ihtiyacı vardır.

“Senin kızgın olmanı anlayabiliyorum.”

ama aynı zamanda:

“Tableti şimdi kapatıyoruz.” Diyebilmek mümkündür.

Çocuk kızabilir, ağlayabilir, söylenebilir. Hatta size “Seni sevmiyorum!” bile diyebilir. Bu aşamada ebeveynin görevi çocuğun hiç olumsuz duygu yaşamamasını sağlamak değildir. Çocuğun o duygunun içinde yalnız kalmamasını sağlamaktır. Bu iki cümleyi geri dönüp tekrar okumanızı isterim, bu ikisi birbirinden çok farklı.


“Hayır” Dediğinde Çocuğunuzun Hayal Kırıklığını Taşıyabiliyor musunuz?


Bence yaz sonrasında ebeveynin kendisine sorması gereken en önemli sorulardan biri de bu. Çünkü bazen çocuğun öfkesine değil, çocuğun öfkesi karşısında bizim içimizde oluşan duygulara dayanamıyoruz.

Çocuk ağlıyor.

Biz suçlu hissediyoruz.

Çocuk bağırıyor.

Biz başarısız olduğumuzu düşünüyoruz.

Çocuk “Senden nefret ediyorum.” Diyor.

Biz hemen geri adım atıyoruz.

Belki de kendimize burada şu soruyu sormalıyız: “Çocuğumun hayal kırıklığını neden hemen ortadan kaldırmak istiyorum?”

Hayal kırıklığı da yaşamamız gereken bir dünyadayız. Çünkü hayal kırıklığı da bir duygudur. Çocuk her istediğinin olmayacağını deneyimleyerek öğrenir. Bir sınırla karşılaşır. Beklemeyi öğrenir. Ertelemeyi öğrenir. Pazarlık etmeyi öğrenir. Duygusunu ifade etmeyi öğrenir. Ve zamanla kendi kendini düzenleme becerisi geliştirir. Bütün bunların olması için çocuğun hiç zorlanmaması değil, zorlandığı anlarda güvenle bir yetişkinle karşılaşması gerekir.


Peki Rutine Nasıl Dönelim?


Bence bir gecede “Yaz bitti, artık her şey eski düzenine dönüyor.” Demek yerine geçişi daha öngürülebilir hale getirmek çok daha sağlıklı.

Uyku saatini kademeli olarak erkene çekmek. Sabah rutinini birkaç gün önceden konuşmak. Çocuğa seçenekler sunmak:

“Önce pijamanı mı giymek istersin, dişini mi fırçalamak?”

“Çantanı şimdi mi hazırlayalım, yemekten sonra mı?”

 Burada önemli olan çocuğa sınırsız seçim hakkı vermek ya da tek bir seçim hakkı olduğunu göstermek değil. Sınırın içinde seçim hakkı vermek.

“Uyuyup uyuyamayacağına sen karar ver.” Değil “Uyku zamanı geldi, Dişini şimdi mi fırçalamak istersin, beş dakika sonra mı?” demek.

Çocuk böylece hem sınırı deneyimler hem de sınırın içinde bir miktar kontrol sahibi olur. Çünkü bazen çocuğun bütün mücadelesi kurala değil, kontrolün tamamen elinden alınmasına karşı olabilir.


Ve Belki En Önemlisi: Önce Kendi Bedeninizi Düzenleyin


Çocukla konuşmadan önce bazen çocuğu değil, kendimizi düzenlememiz gerekiyor. Çünkü çocuk bize bağırdığında bizim bedenimiz de alarma geçebiliyor. Çenemiz sıkılıyor. Sesimiz yükseliyor. Kalbimiz hızlanıyor. ‘Yeter artık!’ düşüncesi geliyor. İşte o andan çocuğa verdiğimiz mesajdan önce, kendi sinir sistemimizin durumuna bakmak gerekiyor. Çünkü regüle olmayan bir yetişkinin, çocuğuna regülasyon öğretmesi oldukça zor.  Bu yüzden en iyi ebeveynlik cümlesi o an bir şeyler söylemek değildir. Birkaç saniye susabilmektir.

Nefes almak, sesimizi alçaltmak, çocuğun göz hizasına gelmek. Biliyorum o anda duygu yoğunluğuyla çocukla bu şekilde iletişimde olmak oldukça zor fakat pratik ede ede zihnimiz bunu yeni gerçeği kabul edeceğinden dolayı zamanla regülasyon düzenleme becerimiz gelişecek. Böyle anlarda içimizden; ‘Şu an benimle savaşmıyor, zorlanıyor.’ diyebilmek. Bu düşünce her şeyi çözmez evet, fakat bizim çocuğa verdiğimiz cevabı değiştirebilir.


Çocuğunuzun Sınırı Değil, Sizin Sınırınız da Var


Bir başka önemli nokta da şu; çocukların sınıra ihtiyacı olduğu kadar ebeveynlerin de sınıra ihtiyacı var. Ebeveynin sürekli açıklamak, ikna etmek, pazarlık yapmak zorunda olduğu bir düzen de sağlıklı değil. Bazen çocuk ağlayacak ve siz yine de sınırı koruyacaksınız.

Bazen sizi anlamayacak. Bazen kızacak. Bazen “Ama neden?” sorusunu on kere soracak. Ve siz on birinci kez aynı şeyi sakinlikle söylemek zorunda kalacaksınız. Çünkü sınırın gücü çocuğun onu hemen kabul etmesinden gelmez, sizin onu tutarlı biçimde koruyabilmenizden gelir.


Yaz Biterken Asıl Dönülmesi Gereken Şey Sadece Rutin Değil


Belki yazın bitmesi bize yalnızca çocuğun düzenini değil, kendi ebeveynliğimizi de yeniden gözden geçirmek için bir fırsat veriyor.

Ben çocuğumun davranışına ne kadar tahammül edebiliyorum?

Onun öfkesi bende ne uyandırıyor?

Çocuğum bana karşı çıktığında bunu bir saygısızlık olarak mı görüyorum? Yoksa gelişiminin bir parçası olarak mı?

Çocuğum ağladığında hemen çözmeye mi çalışıyorum? Yoksa bazen onun duygusuna eşlik edebiliyor muyum?

Benim için sınır koymak neden bu kadar zor?

Sınır koyduğumda suçlu hissediyor muyum?

Çocuğumun beni sevmesiyle bana itaat etmesini birbirine karıştırıyor olabilir miyim?

Yazın bitmesiyle birlikte çocukların rutinleri kadar bizim bazı düşüncelerimizi de yeniden düzenlememiz gerekiyor.

Çünkü çocuk büyütmek sadece çocuğa ne yapması gerektiğini öğretmek değil. Kendi içimizde çocuğun davranışına nasıl karşılık vereceğimizi öğrenmek de ebeveynliğin bir parçası.

Belki bugün çocuğunuzla yaşayacağınız bir sonraki ‘hayır’ anında kendinize sadece şunu hatırlatabilirsiniz; “Çocuğumun bana kızması ona karşı yanlış sınır koyduğum anlamına gelmez. Onun duygusuna yer açarken sınırımı da koruyabilirim.”

İyi ebeveynlik çocuğun hiç ağlamadığı, üzülmediği, kızmadığı bir yuvayı kurmak değildir. Çocuğun ağlayabildiği, kızabildiği, itiraz edebildiği ama bütün bunlar yaşarken içinde bulunduğu alanda güvende olduğunu bildiği bir ev kurabilmektir.

Ve bence yazın bitimi ve sonbaharın hüzün kokan fakat bir o kadar da huzur aşılayan döneminde okula dönüş serüveninde çocukların en çok ihtiyacı olan şey de tam olarak şu olabilir:

Bir anda sertleşen kurallar değil; güven veren, öngörülebilir ve sakin bir yetişkin.

 

 

 

Merve Arslan

Aile Danışmanı & Eğitmen


"Her büyük büyüme acı verir çünkü insan bilinmeyene adım atarken önce kendi küçük dünyasını geride bırakmak zorundadır." — Hermann Hesse
"Her büyük büyüme acı verir çünkü insan bilinmeyene adım atarken önce kendi küçük dünyasını geride bırakmak zorundadır." — Hermann Hesse

Seans Odası Notu


Psikolojik Danışman M. Furkan Kıroğlu Değerlendiriyor:

Eylül ayı okul döneminin başladığı hem aileler hem çocuklar üzerinde baskının ve kaygının arttığı ve yazın rehavetinin bir kenara bırakılmasının gerektiği de bir döneme işaret etmektedir. Özellikle okula yeni başlayacak bir çocuk ve bu çocuğa sahip olan bir ebeveyn olmak hem tatlı bir heyecanı hem de akademik hayatın başlaması ile kaygıları beraberinde getiriyor.

          Özellikle okuldan önceki 1 haftalık zaman dilimi hem aile içi kuralların okul saatlerine uygun revize edilmesi, uyku saati, beslenme, özbakım gibi temel ihtiyaçların düzene oturtulması açısından kritik öneme sahiptir. Bu süreçte dikkat edilmesi gereken noktaların başında çocuk eğitiminde anne-babanın veya bakım verenlerin ortak bir dil kullanması geliyor. Çünkü çocuklar sınırları zorlarlar. Dürtülerini kontrol edemez veya isteklerini yaptırmak için ağlamayı kullanabilirler. Burada ailedeki yetişkinlerin ortak dille bu sınırı çizmesi yani babanın “Haydi çocuklar yatağa” dediğinde annenin “Bırak oynasınlar” demesi ortak dil kavramına uygun düşmez. Bu durum babanın sözünün tesirini azaltır ve aynı zamanda çocuğa şöyle bir alt mesaj verir: “Şayet bir isteğin varsa bunu anneden iste. Çünkü baba zaten hayır diyecektir”. Bu alt mesajı istikrarlı şekilde alan çocuğun babayla bağı zayıflayabilir. Çünkü baba yasak koyan kötü polis rolüne itilmiştir. Anne ise şefkatli ve izin veren tarafta çocuklarını kucaklamaktadır. Bunun kronik hale gelmesi hem eşlerin arasındaki bağa zarar verir hem de çocuğun bir sınırı kabullenmesini zorlaştırır. Ailelerin düşebildiği bir diğer mesele çocuklara diş fırçalama veya uyku saati ile ilgili sınır çizerken konuşmadan ve anlatmadan sınır çizmesidir. Karşımızdakinin çocuk olması onunla konuşmayacağımız, ona bu sınırın gerekliliğini anlatmayacağımız anlamına gelmiyor. Çocuğun yaşına uygun şekilde belirlenen bu kuraldan ve kuralın gerekliliğinden çocuğa bahsetmek gerekir.

          Bu süreci aile içi iletişimi sıkı tutarak, çocukların kendilerini güvende hissetmelerini sağlayarak, çocuk sınır ihlali yaptığında net konuşarak göstermek en sağlıklısı. Burada benim en özet yaklaşım tarzım şu: “Üslupta yumuşak, tavırda net olmak.” Bunu sağlarsak okula uyum ve tatilin bitişi bir kargaşa olmaktan çıkar, bakım verenlerin de dinlenebildiği bir alan açılmış olur. Evde psikolojik sonbahar değil, huzur ve güvenin hâkim olduğu ilkbahar iklimi başlar.

 

M. Furkan   KIROĞLU

Psikolojik Danışman/Aile Danışmanı

 


Yorumlar


Çalışma Saatleri

Salı - Cum: 09.00 - 19.00

Cmt: 09.00 - 16.00

Pzt - Pazar: Kapalı

İletişim:

E-posta: kalemdenfarkindalik@gmail.com
  • Instagram
  • LinkedIn
  • LinkedIn
  • YouTube
  • Spotify

Buradasınız. Sizi dinlemek ve alanınıza eşlik etmek için sabırsızlanıyoruz. Doğru şekilde dönüş yapabilmemiz için iletişim bilgilerinizi bırakır mısınız?

Hangi alanımızda aktif temas kurmak istersiniz?

© 2026, KALEMDEN FARKINDALIK, Aile Danışmanlığı & Psikolojik Farkındalık Platformu. 

bottom of page