KISA VADELİ DIŞ ÖDÜLLERİ UZUN VADELİ İÇSEL ODAKLA DENGELEMEK
Şekerin Tadı Geçince Geriye Ne Kalıyor?
İçimde iki ses var. Biri, hemen şimdi duymak istiyor: “Harikasın!” “Başardın.” “Beğenildin.” Bunları duyduğumda, gördüğümde, düşündüğümde içimde bir şey rahatlıyor, tıpkı çok sevdiğin bir şekeri yiyip neşelenmek gibi. Enerji patlaması gibi. Diğer ses ise çok daha derinden konuşuyor, sabırla: “Asıl hikaye, bu hızın bittiği yerde başlıyor.”
Bu iki ses arasında sıkışıp kalmak, benim içim hayatın en incelikli ama en yorucu meselesi. Ne dış ödülleri tamamen reddedebiliyorum ne de sadece onlara bağlı yaşamak beni besliyor.
Şeker Gibi Gelen Onay
Kabul ediyorum, anlık takdir tatlı geliyor. Bir beğeni, bir tebrik ‘hemen başardım’ hissi… Hepsi içimde bir uyanış yaratıyor. Ama tıpkı bir şeker gibi, bu enerji patlaması kısa sürüyor ve ardında daha büyük bir açlık bırakıyor bende.
Mesele o şekeri hiç tatmamak değil. Mesele o şeker bittiğinde geriye kalan enerjimin ne kadar sağlam olduğunu fark edebilmek.
Kimse Görmezken Yaptıklarım
Uzun vadeli iç odak, benim için çok daha sessiz bir yerde yaşıyor. Görünmeyen emek, sabaha dek süren yaptığım hazırlıklar, kimse izlemezken bile doğru olanı seçmek…
Bu bir maraton koşucusu gibi aslında. Asıl güç, o koşucunun, seyircinin alkışladığı anda değil, bacaklardaki derman tükendiğinde kendi kendine “devam edebilirim” diyebildiği o sessiz anda saklı.
İkisini Bir Arada Tutmaya Çalışan Bir Ben
Dış ödülleri reddetmek de onlara köle olmak da benim için bir çözüm değil. Onları birer yakıt olarak görmeye ama asla pusula yapmamaya çalışıyorum.
Küçük başarılarımı kutlamakta hiçbir sakınca görmüyorum. Ama o kutlamanın rüzgârının, yönümü belirlemesine izin vermiyorum. Bugün aldığım bir övgü, beni sadece bir adım ileri taşısın istiyorum. Ama yola neden çıktığımı, o ilk günkü niyetimi unutturmasın.
Gelelim Sorusuna…
Kendime soruyorum: “ Ben gerçekten bunu mu istiyorum yoksa bana bunu istemem gerektiği mi öğretildi?”
Dışarıdan gelenlerin gerçekten güçlü bir tarafı olduğunu biliyorum. Başardığımda insanlar beni takdir ediyor. Kazandığımda kendimi güvende hissediyorum. Birinin seçimi olduğumda değerli hissediyorum. Ve bunların hiçbirinde yanlış bir şey görmüyorum.
Yanlış olan, zamanla kendi iç sesimi bu seslerin arasında kaybetmem. Bir noktadan sonra artık ne istediğimi değil, neyin beni daha değerli göstereceğini düşünmeye başlıyorum.
- Daha çok kazanayım
- Daha başarılı olayım
- Beni daha çok sevsinler, seçsinler, takdir etsinler
…
Bunları yaşadığımda kısa süreliğine gerçekten iyi hissediyorum. Sonra o his geçiyor, zihnim hemen yeni bir hedef buluyor. Döngü böyle devam ediyor bende.
Değerimin Ölçüsü Nerede?
Dışarıdan gelen güzellikleri istemeye devam edebilirim. Başarabilirim, kazanabilirim, takdir edilebilirim. Ama bunların hiçbirinin, içimdeki değerin ölçüsü olmasına izin vermek istemiyorum artık.
Çünkü dış ödülün bir ömrü var. Oysa kendimle kurduğum ilişki, her gün yeniden yaşanıyor.
Kendime sormaya başladığım sorular değişti:
- Bugün kimse beni takdir etmese de kendime saygı duyabiliyor muyum?
- Bir şeyi başaramadığımda hala kendimi değerli görebiliyor muyum?
- Biri beni seçmediğinde kendimi seçebiliyor muyum?
- İstediğim şey gerçekleşmediğinde hayatımın anlamı ortadan kalkıyor mu?
İçsel odağım tam da burada başlıyor sanırım. Dışarıdan geleni reddetmekte değil, ona bağımlı olmamakta.
Başarı güzel ama başarısız olduğumda kendime nasıl davrandığım daha önemli benim için. Sevilmek güzel ama sevilmediğimi hissettiğimde kendimi terk edip etmediğim daha önemli. Takdir edilmek güzel ama kimse görmediğinde yaptığım şeyin benim için hala anlamlı olup olmadığı daha önemli.
Belki de Olgunluk Budur
“Bunları istiyorum ama bunlara muhtaç değilim.”
Olgunlaşmak belki de bu cümleyi içtenlikle kurabilmektir. Çünkü hayatımı tamamen dışarıdan gelen ödüllere bağlamak, hayatının kumandasını başkasının eline vermek gibi geliyor bana.
Bugün biri beni över, mutlu olurum. Yarın eleştirir, bütün günüm değişir. Bugün başarırım, kendimle gurur duyarım. Yarın başarısız olurum, kendime düşman olurum.
Bu kadar dalgalı bir zeminde durmak beni yoruyor. Artık kendime başka bir yer kurmak istiyorum; dışarıdan gelen güzellikleri yaşayabileceğim fakat içimdeki değeri onlara teslim etmeyeceğim bir yer.
Kimsenin Görmediği Kararlarım
Hayatım sadece kazandıklarımdan oluşmuyor. Bazen beni asıl inşa eden, kimsenin görmediği yerde verdiğim kararlar:
- Kimsenin bilmediği bir sınırı korumak,
- Kimsenin alkışlamadığı bir iyiliği yapmak,
- Korktuğum halde doğru bildiğim şeyi seçmek,
- Birinin onayını kaybetmek pahasına kendime sadık kalmak.
Bunlar aslında bana başka türlü bir ödül gibi geliyor, kimsenin elime vermediği ama içimde sessizce büyüyen bir şey.
Peki Sonuç?
Dengenin olması demek belki de dış dünyadan hiçbir şey istememek değildir. Dışarıdan gelenleri alırken içeride kendimi kaybetmemek.
Çünkü günün sonunda kendime soracağım soru “Ne kazandım?” değil de;
“Bütün bunları kazanırken kendime ne kadar uzaklaştım veya yakınlaştım?” dır.
Uzun lafın kısası diyeceğim, benim için asıl mesele neyi elde ettiğimden çok, elde etmeye çalışırken kim olduğumu daima hatırlamak.
Merve Arslan
Aile Danışmanı & Eğitmen

Seans Odası Notu
Psikolojik Danışman M. Furkan Kıroğlu Değerlendiriyor:
İnsan bir işi yaparken iki farklı motivasyonla yapar: İçsel motivasyon ve dışsal motivasyon. İçsel motivasyon değer odaklıdır. İnsanın inanç ve yaşam değerleri o işi yapmasında etkilidir. Herhangi bir ödül olmasa dahi kişi o işi yapmak ister. İçsel motivasyon hemen bitmez, süreklidir kişinin içinden gelir. Dışsal motivasyon denetim odaklıdır. Kontrol, ödül-ceza ve denetim mekanizması bulunur. Kişi davranışı yaparken ya bir ödüle ulaşmak için yapar ya da cezadan kaçmak için yapar. Kohlberg'in Ahlak Gelişim Kuramında gelenek öncesi ve geleneksel düzeyde bulunan kişiler daha çok dışsal motivasyonla iş ve işlemlerini yürütürken gelenek sonrası düzeyde bulunanlar içsel motivasyonla işlerini yaparlar.
Konunun anlaşılırlığını artırmak adına şöyle örneklendirebiliriz: Mesela iki kişi düşünün. İkisi de kırmızı ışıkta dursun. Birisi ceza yememek için durmuştur veya köşede bekleyen trafik polisinden çekinmiştir. Diğer ise kırmızıda geçmek can ve mal kaybına sebep olabilir diye düşünür. Kimsenin görmediği yerde bile kırmızıda geçmeyi doğru bulmaz. Bir başka örnekte yere çöp atmayı örnek alabilirsiniz. Birisi insanların kınamasından çekinir. Diğeri doğaya zarar vermenin insanın değerine uygun olmadığını düşünür. Bunun gibi örnekleri insanların inanç, iş, aile veya akademik hayatlarına bakarak artırabiliriz. Kemale ermiş veya psikolojik olgunluk içinde bulunan birisi daha çok içsel motivasyonla hayatını sürdürür. Son olarak bağımlılığı ele alabiliriz. Yine bir kişi cezaevine girmemek, işini veya eşini kaybetmemek gibi sebeplerden dolayı bağımlılığı durdurmayı seçsin diyelim. Bu kişinin tedavisi istenilen başarıya ulaşamaz. Bir süre sonra kayma dediğimiz süreci yaşama ihtimali fazladır. Denetim mekanizması ortadan kalktığında kişi bağımlılığa tekrar döner. Diğer kişi ise aldığı eğitim ve destekle bağımlılığın insani değerlere uymayan bir durum olduğunu içsel olarak kavrar. Kendine saygı duymanın bir tezahürü olarak uzak durmayı seçer. Bu kişi kimsenin olmadığı yerde dahi bağımlılıktan ve bağımlılık yapıcı maddelerden uzak durmayı seçer. İyileşme ve temiz kalma süreci daha uzun solukludur.
Hülasa hayatta her iki motivasyon da mevcuttur. İnsanın psikolojik tekâmül sürecinde odağının ağırlığını içsel olana, içinden gelene ve özüne çevirmesini bekleriz. Sizin odağınız nerede? Cevap kalbinizde. Kalbinize iyi bakın.
M. Furkan KIROĞLU
Psikolojik Danışman & Aile Danışmanı




Yorumlar