YANGININ ORTASINDA TEK BAŞINA: ÖFKE DUYGUSUYLA BAŞ BAŞA KALMAKTAN NEDEN BU KADAR UZAĞIZ?
- 22 Haz
- 3 dakikada okunur
Canım yandı. Yaktılar. Düşünmediler. Anlamadılar. Saygı duymadılar. Görmediler. Sonra… Göğsümde, karnımda, boğazımda, çenemde, ellerimde tanımlaması dahi zor gelebilecek bir şey çıktı ortaya. Öfke.
Son zamanlarda şöyle düşünüyorum; ben aslında öfke duygusundan değil öfkenin getireceği sonuçlardan korkuyorum. O sonuçtan kaçıyor ve uzaklaşıyorum. Çünkü öfke geldiğinde sadece kızgınlık gelmiyor. Onunla yıllardır görülmeyen gerçekler de geliyor. Mesela birinin bana iyi davranmadığını görmek, mesela hep veren tarafın kendim olduğunu görmek, yorulduğumu görmek, kırıldığımı görmek geliyor. Yıllardır kendimi hep ikinci plana attığımı görmek geliyor. Çıkarılamayacak bir maskeyi sahiplenmek gibi ya da o maskeyi saklamak gibi sanki öfke duygusu.
Bu yüzden yönetiyorum öfkeyi. Yaşamıyorum. Çünkü yönetmek ‘yok saymak’ için bulduğum en şık kılıf.
Öfkemi yok saydığımda aslında şunu diyorum: ‘İçimdeki o çığlığın duyulmasına izin vermiyorum çünkü duyulursa dünyamdaki o hassas dengeler sarsılacak ve düzenim bozulacak.’ Ailem, işim, ilişkilerim bambaşka bir hale gelecek, ‘geçimsiz’ yaftası yiyeceğim. Yani o en güvendiğim ‘uyumlu insan’ maskesini kaybetmekten korkuyorum. Ama tehlike asıl burada başlıyor, biriktikçe birikiyor. Sinsi bir zehir gibi bedenime dönüyor o öfke. Yüzümde hissediyorum onu. Çenemde, boğazımda. O düğüm, o kasılmalar. Uyutmayan o huzursuzluklar. Hepsi bastırdığım, yaşamadığım, yönettiğim Zannettiğim öfkenin yansımaları.
İlk 7 yaşında gösteriyor kendini bedenimde o öfke. Bir çocuk. Bir çocuk öfkesini yönetebilir mi? Daha öfke duygusunun ne demek olduğunu bilmeden hem de. ‘Ben öfkeyim’ dememek için yaşamayan ve yaşamasına izin verilmeyen ama yöneten bir çocuk. Sonra 13 yaşında, sonra 18 yaşında, sonra bir daha 30 yaşında… tekrar tekrar gör beni diyor bana. Anlamıyorum. Anlarsam kabul edilmem çünkü. O öfkeyi yaşarsam daha az sevilirim. O yüzden bastırmalı, görmemeli, yaşamamalı, ifade etmemeliyim öfkemi.
Karşıyı anlamalıyım.
Olgunluk adı altında üzerini örtmeliyim.
Anlayış göstermeliyim.
Affetmeye çalışmalıyım.
Ne kadar canım yansa da…
O canımın yangınını hissedersem bazı şeyler eskisi gibi devam etmeyecek biliyorum. Bildiğim, öğrendiğim şeyin başka türlüsünün beni yalnız bırakacağını düşünüyorum. Sevilmeyeceğimi…
Halbuki öfke, bir yıkım değil, bir inşaatın başlangıç harcıdır belki de..
Yeni bir inşa, daha temiz, daha ferah..
Eğer o tüm maskeleri bir anlığına çıkarıp, öfkenin bana getirdiği; o ‘verici’ tarafımın yorgunluğuna, ‘hayır’ diyemediğim o anlara bakmaya cesaret edebilsem şunu fark edeceğim belki de:
Öfke beni yok etmeye değil;
O bana ait olan sınırları yeniden çizmem,
Beni ben yapan değerleri görmemi sağlamam,
Yıllardır taşıdığım yükü bırakmam,
Bir ilişkiye başka gözle bakmam,
Belki de İLK kez kendimi seçmem için kapıma bırakılmış bir harita, bir pusula.
Aslında kimse öfkeli değil bence.
Yorgun!
Yıllardır duyulmamaktan yorulmuş.
Anlaşılmaya çalışmaktan yorulmuş.
Güçlü görünmekten yorulmuş.
Fedakarlık yapmaktan yorulmuş.
Sonrasında da o yorgunluk kılık değiştirmiş de öfkeye bürünmüş. Halbuki öfke en son durak. Ondan önce gelen hayal kırıklığı var. Üzüntü var. Yalnızlık var. Ve bu duyguların hiçbirine uğramadan doğrudan öfkeye geliyorum ben de. Bu yüzden öfkeyle baş başa kaldığımda ne yapacağımı bilmiyorum. Çünkü aslında öfkeyle değil, altındaki acıyla karşılaşıyorum…
İşte o yüzdendir ki bence, kaçtığımız öfke değil, öfkenin talep ettiği değişim…
O yüzden onu susturmak değil ihtiyacım olan şey. Onun yanına oturmak. Ve ona sormak:
-Sen bana ne anlatmaya çalışıyorsun?
Öfke yönetilmek değil duyulmak istiyor. Ve duyulduğunda o yıllardır taşıdığı yükü yavaş yavaş bırakmaya başlıyor. Ve iyileşme de tam bu noktada başlıyor.
Öfkenin yok olduğu yerde değil.
Öfkenin altında kalan o yaralı parçanın, sonunda görüldüğü yerde.
Merve Arslan
Aile Danışmanı&Eğitmen

Seans Odası Notu
Psikolojik Danışman M. Furkan Kıroğlu Değerlendiriyor:
Öfke yani bir nevi kızgınlık hali insanın bir isteği gerçekleşmediğinde, bir ihtiyacı karşılanmadığında veya “sınırları” ihlal edildiğinde ortaya çıkan saldırganlık, kan basıncının artması, tepkisel davranışların meydana gelmesi gibi birçok şeyi barındıran doğal bir duygudur. Öfkenin insandan tamamen yok olmasını istemeyiz çünkü doğa düzeninin devam etmesi öfke duygusunun varlığına bağlıdır. Örneğin sizin kendinize, ailenize, malınıza veya ülkenize bir saldırı olduğunda yani sınır ihlal edildiğinde oluşmasını beklediğimiz şey öfkedir. Öfke duygusunun bir anlığına dünyadan yok olduğunu görsek muhtemelen kısa süre içinde kaosla karşı karşıya kalırdık. Dolayısıyla bizim burada bir ayrım yapmamız gerekiyor. İsteklerimiz meydana gelmediğinde oluşan öfkeyi yönetmek, ihtiyaçlarımız karşılanmadığında oluşan öfkeyi anlamak ve sınırımız ihlal edildiğinde oluşan öfkeyi doğru ve sağlıklı şekilde kullanmak. Çünkü insan nefsi her daim talep ve istekte bulunur. Her karşılanan istek ise yenisini doğurur. Bu sebeple olgun insan isteklerini yönetebilen insandır. Aynı zamanda bir ihtiyacımız karşılanmadığında da öfkeli hissetmemiz gayet tabidir. Diğer taraftan sınır ihlali olduğunda şayet öfkemizi kabullenmez ve kullanmazsak bu durum zamanla öfkenin birikmesiyle kişinin davranışlarına ve kişiliğine etki eden bir sürece döner. Daha somut bir ifadeyle psikiyatrik hastalıkların bazısı(duygu durum bozuklukları, kişilik bozuklukları vb.), kendine zarar verme davranışları ve bağımlılıkların birçoğunun birikmiş, ifade edilmemiş veya bir nevi kendine dönmüş “öfke” olduğunu gözlemleriz.
Kaynağını bilmediğiniz şeyi yönetemezsiniz. Bu noktada kendimize ilk olarak sormamız gereken öfkemin sebebi ne? İsteğim mi gerçekleşmedi, ihtiyacım mı karşılanmadı yoksa sınırım mı ihlal edildi? Ortaya çıkan bu öfkeyi nasıl kullandım veya bastırdım mı? Burada duyguyu anlama ve yönetme becerileri de devreye giriyor aslında. Öfke yönetim becerisi hem bireysel-ailevi hayatımızda hem de kurumsal hayatımızda edinmemiz gereken bir beceridir.
M. Furkan KIROĞLU
Psikolojik Danışman/Aile Danışmanı

Yorumlar