KUTSAL SINIRLAR SUÇLULUK HİSSETMEDEN ‘HAYIR’ DİYEBİLME SANATI
‘Hayır.’ Demek, bir cümleden bir kelimeden daha fazla oluyor belli zamanlarda. İçimde bir
yerde bir gerilim oluşuyor, sanki ocaktaki bir suyun o sıcaklığa gelip de fokurdaması gibi,
sanki birini böyle olunca da kıracakmışım gibi. Sanki ‘hayır’ dediğim anda sevgimi geri
çekmişim, ilgimi azaltmışım ya da kötü biri olmuşum gibi hissediyorum. O yüzden çoğu
zaman ‘olur’ diyorum. İstemediğim halde, içimden gelmediği halde… Sonrasında ise
kendimden uzaklaşıyorum otomatik olarak.
Benim için sınır koymak uzun bir süre zor bir şeydi. Çünkü sınır koymayı bencillik
sanıyordum. Oysa zamanla şunu fark ettim; sınır koymamak aslında kendime haksızlık
yapmak, kendime yaptığım en büyük haksızlıkmış. Çünkü her ‘evet’ dediğim ama içimden
‘hayır’ geçen her an kendimi biraz daha geride bırakıyormuşum.
Sınır dediğimiz şey duvar değil. Kimseyi dışarıda bırakmıyorsun, kimseyi
cezalandırmıyorsun. Kimseyi kırmıyorsun. Bile isteye kırmak için ‘hayır’ diyerek sınır
koymuyorsun. Sınır şuymuş; kendimle kurduğum sağlıklı mesafe. Neye evet dediğimi, neye
hayır dediğimi bilmek. Ve bunu suçluluk duymadan, suçlu hissetmeden söylemek.
Peki neden ‘hayır’ demek bu kadar zor?
Çünkü çoğumuz için hayır demek, reddedilmekle, sevilmemekle ve yanlış anlaşılmakla
eşleşmiş durumda. Özellikle çocukken, sınır koyduğumuzda ya da istemediğimiz şeylere karşı
çıktığımızda görülmediysek, duyulmadıysak, anlaşılmadıysak büyüdüğümüzde uyumlanmak
zorunda hissediyor ve uyumlanmayı öğreniyoruz. Sessiz kalmayı, alttan almayı, kırmamayı…
Fakat bu süreçte de kendimizi duymamayı da öğreniyoruz.
Ben de uzun süre şunu sandım:
Eğer anlayışlı olursam sevilirim.
Eğer uyum sağlarsam kabul edilirim.
Ama bu denklem bir yerden sonra yoruyor. Seni diplere çekiyor fark etmeden. Çünkü sürekli
başkalarını düşünürken, kendimi unutuyorum. Ve en sonunda içimde biriken o bastırılmış
‘hayırlar’ başka yerlerden çıkıyor. Duy beni, gör beni dercesine; öfke olarak, yorgunluk
olarak, uzaklaşma isteği olarak…
Sınır koymak neden ‘kutsal’?
Çünkü sınır insanın kendine verdiği değerin bir yansıması. ‘Ben buradayım.’ Diyebilmek.
Kendi alanını koruyabilmek. Kendi merkezinde kalabilmek. Bu, kimseye karşı olmak değil;
kendin için olabilmek.
Tasavvufta olan ‘kendine zulmetmek’ diye bir kavram var. Benim için sınır koymak tam
olarak bu cümlenin karşılığı. Kendime zulmetmemek. İçimden gelmeyen bir şeyi sırf
kırmamak için yapmamak. Kendi ihtiyacımı yok saymamak.
Suçluluk duygusu neden geliyor?
Çünkü alışık değiliz. Çünkü ‘iyi insan’ olmayı çoğu zaman ‘herkese evet diyen insan’ olarak
öğrenmişiz. Ama iyi olmak, kendini yok saymak değil. Aksine, kendine karşı da dürüst
olabilmek.
Ben şunu da fark ettim sınır koymayı öğrendiğim süreçte; suçluluk duygusu her zaman yanlış
yaptığımı göstermez. Bezen sadece yeni bir şey yaptığımı gösterir. Alıştığım kalıbın dışına
çıktığımı…
Yani ‘hayır’ dediğim o an gelen suçluluk duygusu, aslında bir hatanın değil, bir değişimin
işareti olabilir.
Peki nasıl ‘hayır’ diyebilirim?
Bu bir anda olan bir şey değil. Küçük adımlarla mümkün olan bir şey. Bu süreçte hayat seni
tekrar yoklayabilir öğrendiğini uygulayabiliyor musun diye.
Önce içimdeki sesi duymakla başlıyorum: ‘Ben gerçekten bunu istiyor muyum?’
Sonra kendime şunu hatırlatıyorum: ‘İstemediğim bir şeye evet demek zorunda değilim.’
Ve en önemlisi, bunu açıklamak zorunda olmadığımı kendime hatırlatıp kabul ediyorum.
Bazen sadece şöyle demek yeterlidir belki de… ‘Şu an buna dahil olmak istemiyorum.’, ‘Bu
benim için uygun değil.’
Ne savunma, ne açıklama… Sadece netlik.
Sınır koyduğumu nasıl anlarım?
İçimde bir sakinlik oluşuyorsa,
Nefes alıp vermem rahat oluyorsa,
Kendime daha yakın hissediyorsam,
Kırmaktan çok, kendimi koruduğumu hissediyorsam…
Orada bir sınır vardır.
Ve belki de en önemli farkındalık şu:
Ben birine ‘hayır’ dediğimde, aslında kendime ‘evet’ diyorum.
Bu bir ayrılık değil, bir denge.
Bu bir uzaklaşma değil, bir yerleşme.
Hayatta öğrendiğim en güzel şeylerden biri; sevilmek için kendimden vazgeçmek zorunda
değilim. Ve beni gerçekten görmek isteyen biri sınırlarımı da görebilir.
Sınır koymak beni yalnızlaştırmaz, yanlış insanları uzaklaştırırken doğru insanları bana
yaklaştırır.
Anlıyorum ki en çok ihtiyacım olan şey kendimle aynı tarafta olabilmek.
Merve ARSLAN

Seans Odası Notu
Psikolojik Danışman M. Furkan Kıroğlu Değerlendiriyor:
Günümüzde bizler toplumun en küçük yapı taşı olan ailede büyüdüğümüzden, onlardan
sadece genetik mirasımızı almayız. Psikolojik miras dediğimiz onların geçmiş yaşantı ve
deneyimlerini de almış oluruz. Bizler küçük yaşta ailemizin bize öğrettiği bazı kalıpları
sorgulamadan ve herhangi bir etik süzgeçten geçirmeden kabul ederiz. “Şayet hayır dersem sevilmem” diye bir düşünce geliştirmiş isek ve herkesin yardımına gidip kendini ihmal etme davranışı ailede “normal” olarak öğretilmişse tabiki hayır demekte zorlanırız. Dolayısıyla ilk meselemiz neden hayır diyemediğimiz üzerine çalışmaktır.
Hayır demeyi ve sınır çizmeyi zorlaştıran başlıca etmenlerden biri de bağımlılıktır.
Şayet alkol, kumar veya madde bağımlılığımız varsa da yine sınır çizmekte ve hayır demekte zorlanırız. Hayır diyememek bağımlılığın doğal sonuçlarından biridir.
Neden hayır diyemediğimizin üzerine çalışmalı, terapi almalı, kitaplar okumalı ve
bunu dönüştürmeye çalışmalıyız. Doyum veren sağlıklı bir yaşamda mutlaka “hayır” vardır.
M. Furkan KIROĞLU




Yorumlar