Kendi Çocukluğunu Şifalandırmayan Bir Ebeveyn, Çocuğuna Alan Açabilir mi?
- 1 gün önce
- 3 dakikada okunur
Kırık aynalarla çocuk büyütmek…
Hepimiz çocuklarımıza en iyisini vermek istiyoruz değil mi? ‘Benim
yaşadıklarımı yaşamasın.’ ‘Benim göremediğim sevgiyi görsün.’ diyoruz. O
zaman durup kendimize bir ayna tutalım diyorum. Çocuk yetiştirmekten önce,
çocuk yetiştiren yetişkin kavramına bakalım. Çünkü öncelikle anne, baba
rollerinden öte bir insanız, bir yetişkiniz. Çünkü ne kadar okursak okuyalım, ne kadar eğitim alırsak alalım, ne kadar doğruyu öğrenmeye çalışırsak çalışalım dönüp dolaşıp fark ettiğim şey şu; bir çocuk en çok, ebeveynin bilgisinden değil, varoluşundan etkileniyor. Kendi çocukluğunun yaralarını sarmamış, o eski, tozlu ve kırık aynalara bakmaya devam eden bir ebeveyn, çocuğuna nasıl net bir görüntü sunabilir? Bir çocuk annesinin ses tonunu duyuyor fakat aynı zamanda onun kaygısını da duyuyor. Babasının ‘Sorun yok.’ Demesini duyuyor fakat bedenindeki gerginliği de hissediyor. Yani çocuk sadece kelimelerimizi değil, çözemediğimiz hikayelerimizi de büyütüyor. Böyle düşününce şu soruları sorarken buluyorum kendimi:
- Bir çocuk gerçekten nerede büyür?
- Bir evin içinde mi?
- Bir odada mı? Bir okulda mı?
- Yoksa bir ebeveynin ruhunda ya da ruhunun yansımasında mı?
Montessori sınıflarında çocuklar ve ebeveynlerle olan deneyimlerimden çıkardığım en güzel öğreticilik ne diye sorsalar şunu söylerdim; Montessori felsefesi sadece bir dekorasyon, sadece bir materyal değil bence, Montessori önce yetişkini eğiten bir yaklaşım. Montessori felsefesinin temeli ‘özgürleşme ve saygı’ çağrısı. Çocuk kendi içindeki o potansiyeli gerçekleştirmek için önce bir yetişkinden ‘yönetilmeyi’ değil, ‘eşlik edilmeyi’ bekler.
- Montessori felsefesi çocuğa ‘özgür ol’ derken bir yetişkine şunu sorar: Sen özgür müsün? (kalıplarından, öğrendiklerinden, duvarlarından, kendi kendine koyduğun yasalarından)
- Montessori felsefesi çocuğun hata yapmasına izin vermeden önce bir yetişkine şunu hatırlatır: Sen kendi hatalarına izin veriyor musun? (yetersizliğine, onay arayışlığına)
- Montessori felsefesi çocuğun duygularına alan açmadan önce bir yetişkine döner ve şunu sorar: Sen kendi duygularından neden bu kadar kaçıyorsun?
‘Ama ben ne biliyorsam onu uyguluyorum’ diyen sesleri duyar gibiyim. İnanın, o sesi çok iyi tanıyorum. Çünkü biz ‘sorgusuz, sualsiz bildiğimiz doğruların’ içinde hapsolduk, fark etmeden. Bugün bir çocuğa müdahale ettiğimiz anlarda aslında onunla değil, kendi geçmişimizle karşılaşıyoruz. Çocuk suyu döküyor, biz sadece dökülen suya tepki vermiyoruz. Belki yıllar önce hata yaptığında duyduğumuz o sert sesi de yeniden yaşıyoruz. Çocuk yavaş hareket ediyor, biz sadece onun yavaşlığına tahammül edemiyoruz. Belki o çocukken bize hiç tanınmayan zamanı hatırlıyoruz. Çocuk ‘Ben yapacağım.’ Diyor, içimizde bir huzursuzluk yükseliyor. Belki de bize hiçbir zaman ‘Sen yapabilirsin.’ Denmediği için. Ebeveynlik bazen çocuğu büyütmekten çok, kendi çocukluğumuzla yeniden karşılaşmaktır. Belki de bu yüzden bazı anlarda çocuğa değil, kendi içimizde görülmek için tepinen o çocuğa bağırıyoruz. Bu farkındalık sizi suçluluk duygusuna götürmesin sakın. Bir durun önce. Derin bir nefes alıp verin. Tam tersine suçluluk duygusundan öte, oradaki büyük merhameti görün. Hiçbir ebeveyn çocuğunu bilinçli olarak yaralamak istemiyor, istemez. Hepimiz elimizde ne varsa onu veriyoruz.
Sorun şu ki…
Bazen elimizde sevgi ile birlikte korku da var,
Şefkatle birlikte kontrol de var,
Koruma isteğiyle birlikte kaygı da var.
Ve çocuk hepsini birlikte alıyor.
O yüzden bana ebeveynlik kusursuz çocuk yetiştirme görevi gibi gelmiyor. Daha çok insanın kendi içine doğru yaptığı cesur bir yolculuk gibi geliyor. Çünkü bir ebeveyn kendi çocukluğuna bakabildiği ölçüde, çocuğunu da daha net görebiliyor. Kendi yarasını inkâr etmediğinde, çocuğunun gözyaşından korkmuyor. Kendi öfkesiyle tanıştığında, çocuğunun öfkesini susturmaya çalışmıyor.
Kendi içindeki çocuğun elini tuttuğunda ise artık çocuğunu kendi eksikliğini tamamlamak için değil, olduğu haliyle sevebiliyor.
Çocuklar bizden mükemmel bir ev istemiyor.
Güvenli bir kalp, istedikleri.
Ve güvenli bir kalp; her şeyi bilen değil, kendine dürüst bakabilen bir yetişkinin kalbinde canlanıyor.
Bugün bana biri ‘İyi bir ebeveyn nasıl olunur?’ diye sorsa ona uzun listeler vermem.
Sadece şunu söylerim:
- Bir gün kendi çocukluğunun kapısını cesaretle çal.
Çünkü sen oraya şefkatle girebildiğinde, çocuğun da kendi öz hayatına korkmadan girebilecek. Siz sadece bir ebeveyn değil, kendi hayatınızın mimarısınız.
Merve Arslan
Aile Danışmanı & Eğitmen

Seans Odası Notu
Psikolojik Danışman M. Furkan Kıroğlu Değerlendiriyor:
Çocuk yetiştirme aileyi ve toplumu ilgilendiren en temel meselelerden biridir.
Sağlıklı nesil sağlıklı ailede büyür diyebiliyorsak aileye ve ebeveynliğe dair de konuşabiliyor olmak gerekir. Kişilerin ebeveynlik tarzı geçmiş aile yaşantısından, travmatik anılarından, dini inanç ve yaşam değerlerinden etkilenir. Böylesi karmaşık bir düzlemde ortaya çıkan anne babalığın mükemmel olmasını beklemek boşadır. Burada en temel hususları ele almak gerekir. Güvenli bağlanma, anne-baba rolleri, aile içi çatışmalar, ailede kişinin gelişimine alan tanıma gibi en kritik noktaları gözden geçirdiğimizde bir kişinin sağlıklı mı yoksa sağlıksız mı bir ailede büyüdüğü hakkında fikir sahibi olabiliriz. Burada en temel mesele ise kişinin kendi çocukluğu ve aile yaşantısının nasıl olduğu. Biz çocukken öğrendiklerimizi sorgulamadan kabul eder ve mutlak doğrular zannederiz. Dolayısıyla sağlıklı anne-babalık kişinin kendi köken ailesinden öğrendiklerini etik bir sorgulamadan geçirip çekirdek ailesinde kullanabilmesidir. Bu süreç tek başına zor olmakla birlikte profesyonel süreçle daha kolay yürütülebilmektedir. Anne babanızın davranışlarını birebir kopyalıyorsanız da tamamen onlardan farklıyım diyorsanız da sorun var demektir. Burada da denge kavramı ortaya çıkıyor. Dengeli, sağlıklı, gelişime alan tanıyan ebeveyn olabilmemiz temennisiyle.
M. Furkan KIROĞLU
Psikolojik Danışman/Aile Danışmanı

Yorumlar